merhaba

• 1/8/2008 -

YAW BEN BU KIZIN HAYRANIYIM



Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/7/2008 -

Kategori: fikralar

Nasıl?

Çocuk:
- "Babacım yaa, ben nasıl oldum, çok merak ediyorum"

diye ısrar edince...

Adam, "Nasıl olsa bunu bu oğlana bir gün anlatmak

durumunda kalacam, iyisi mi şimdi izah edim, hazır

sormuşken, kurtulayım gitsin bu işten' diye düşünür,

içinden...

- "Bak evladım, çok eyi dinle, zira bi daha

anlatmıyacaam:

- "Ananlan baban, bundan yedi sene evvel, bi cyber

cafe'de karşılaştı."

Bir iki bakıştıktan sona bu cyber cafe'nin müsait

bi yerine geçtiler...

Baban "memory stick" ile , "USB"den bi bağlantı

kurdu."Anacıın bu fırsatı eyi değerlendirerek

"memory stick"den bi kac "download" endirdi...

"Bu dangalak baban da, bir-iki "upload" yükledi...

Ammaaa,'' .... heyecandan "Firewall" kullanmayı

unuttuğumuz aklımıza geldiğinde iş işten geçmişti...

Ondan sonra da , ne "delete" edebildik, ne de

"cancel"...

"Sonuc olarak da, dokuz ay soona ortaya felaket bi

"Virus" çıktı....

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/7/2008 -

Kategori: bilmeceler

3   SANİYE

Tayyip ile Bush ilk buluşmalarında birbirlerine hava atarlar.

Bush Tayyip'e

- "Bizde öyle bir teknoloji var ki, ölüyü "diriltiriz" der.

Tayyip altta kalmaz ve o da;

- "Bizdeki teknoloji çok farklı, partimizin bütün elemanları

100 metreyi, 3 saniyede koşmayı beceriyor" der.

Türkiye'ye döndüğünde Tayyip'i bir düşünce alır.

Danışmanlarını çağırır, ve attığı palavrayı anlatır;

-"Haftaya Bush geliyor, yalanımız ortaya çıkarsa ne

yaparız?" diye sorar.

Danışmanlardan biri hemen cevap verir:

-"Onlara ölüyü nasil dirilttiğini sordunuz mu?"

-"Hayır sormadık."

-"O halde hiç korkmayin başbakanım, alın Bush'u Anıtkabir'e

götürün. Atatürk'ü diriltmesini isteyin. Diriltemezse o

rezil olur. Yok eger diriltirse, siz zaten 100 metreyi

3 saniyede koşarsınız!...
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/5/2008 - BAZI KOMİK SÖZLER

Ask bir muz kabugudur , dikkat etmezsen ayagin degil , hayatin kayar…!

Damsız da girilir.

Sene 1865′di. Elektrik yoktu, mum ışığında MSN’de muhabbet ediyorduk.

Adamın birinin evi yanmış, odaları düz.

O kadar fakirdiler ki hergün çeyrek öküz yiyorlardı.

Adamın biri kızmış ama ispat edememiş.

Tüneli kaçmak için mi kazdınız? ( Reha Muhtar )

Bir Daha Kumar oynamıyacağıma Bahse girerim..!

Gülü seven dikenine katlanır,kaktüs sevenin vay haline.

Adamın birinin gözleri dolarmış, kulakları mark.

Adamın biri çekmiş, karısı senet.

Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım!

Adamın biri cinnet getirmiş, gümrükten geçirememiş.

Adamın canı çıkmış, bi daha yerine takamamışlar.

Kalbinde bana yer yoksa güzelim, fark etmez ben ayakta da giderim!

Adam karısına “inek” demiş, birlikte aşağı inmişler.

Adam saat kaç demiş, saat de kaçmış.

Bir köprüden geçiyorum, Mutlu gibiyim sanki, Geride bir kent bıraktım bir de sevgili!

Bu şehir beni içine çekiyor, Kendimi alamıyorum!

Mutluluk bile acı veriyor,çünkü sonu var biliyorum!

Gülünce ışık saçan, O gözler yaşla doldu… Ağlama duymaz artık, Bir varmış, bir yok oldu!

Sen inanmasan da bu son var anla, Herkese inat!

Zaten odam hep dar geliyor bana, Sen benim olmasan da.

Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, Yıllar hayatlar geçiyor…

Mutlu aşk varsa da, Mutlu son yoktur.

Herşey tatsız ve anlamsız bugün artık, Yarından bana ne!

Bir karamel tadıysa dünya senin ağzında,Gittikçe azalan her nefes aldığında.

Hatırla o günü karşıki sokakta, Seni öptüğümü ilk defa hayatta!

Şimdi çok yalnızım n’olur kal benimle!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/1/2008 - ÖLÜM KORKUSU

<****** language=JavaScript> <****** language=JavaScript src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">         Gençti. Üniversiteyi yeni bitirmişti. Hırslıydı. Hayattaki beklentilerine sınır tanımıyordu. Önce büyük bir firmaya girmek sonrada kendi işini kurmak ve daha sonra da beğendiği bir eşle evlenmek istiyordu. Kırkına gelmeden zengin ve tanınmış bir iş adamı olmak ise, başka bir hayaliydi. Belki daha ilerde siyasete soyunmak ve meclise girmek…

İlerleyen yıllar içinde plânlarını bir bir gerçekleştirmeyi başardı. İyi bir işi ve güzel bir eşi oldu. Çocukları da. Çok geçmeden kendi şirketini kurdu. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki, kendisi bile inanamıyordu hayallerinin bu kadar kolay hayata geçmesine. Piyasanın neredeyse en büyüğü haline gelmişti. Kısacası, işler beklediği gibi yürüyordu. Ve kırk yaşına yeni girmişti. Bir sabah tıraş olurken aynada saçlarının arasında beyaz birkaç kıl dikkatini çekti.

“Yaşlanıyor muyum ne?” diye güldü kendi kendisine.

Ama sonraki günlerde, kendisini kaç defa yaşlılığı ve ölümü düşünürken buldu.

“Acaba bir psikiyatriste mi gitsem?” düşüncesi geçti aklından. Ancak daha fazla çalışarak ve partilere katılarak bu tür düşüncelere fırsat bırakmamaya çalıştı. Hem gerçekleştirmesi gereken o kadar çok projesi vardı ki ölüm için erkendi.

Ancak oğlunun sünnet düğününden başına gelen bir olay hayatının akışını hiç ummadığı biçimde değiştirecekti. Tarihi bir sarayda yapıyorlardı bu mutlu düğünü. Yüzlerce kalburüstü kişiyi ağırlıyorlardı. Eşi de kendisi de çok mutluydu. Aslında, bu mutluluğun daha çok kazanmış oldukları itibardan ileri geldiği söylenebilirdi.

Eşiyle birlikte bir gruba uğruyor, hallerini hatırlarını soruyor, karşılıklı iltifatlaşıyor; sonra da aynı şeyleri yapmak için diğer bir gruba yöneliyorlardı.

Bir ara gözüne, masalardan birinde hiçbir şey yiyip içmeden tek başına oturan bir genç ilişti. İlginç görünümlüydü. Baştan aşağıya beyazlar giyinmişti. Ayakkabıları bile beyazdı. Parlak yüzünde değişik bir anlam vardı. Ve muzip bir gülümseme. Orada olup bitenle ilgilenmiyor gibiydi.

Ona baktığında gencin gözlerinin de kendisine çevrilmiş olduğunu fark etti. Bir iki bakıştılar. Gözünü ilk kaçıran kendisi oldu, çünkü rahatsız olmuştu. Belki gencin bakışlarındaki farklılıktı bunun nedeni. Kendisine, ruhunu okurcasına bakıyordu ve bir şeyler söylemek istediği halde kendisinin gidip ona sormasını bekler gibiydi.

O an üzerinde fazla durmadı. Diğer misafirlerle ilgilenmeye devam etti. Sünnet yapıldı. Ama saatler ilerledikçe, üzerinde hep bir çift gözün dayanılmaz ağırlığını hissetmeye başladı. Her başını çevirdiğinde o gencin gözleriyle karşılaşıyordu. Beyazlar içindeki genç, oturduğu yerde başka hiçbir şey yapmadan gözleriyle kendisini takip ediyordu.

Salonu terk edip balkona çıktığında içini bir ürperti kapladı, çünkü o genç içerde oturduğu halde, sanki kendisine hâlâ bakıyormuş gibiydi.

Tanımadığı bu gencin başka bir misafirin, beklide hatırlı bir dostunun arkadaşı olabileceğini, gidip niye böyle yaptığını sorduğu takdirde tatsızlık çıkabileceğini düşünerek herhangi bir şey yapmadı. Ama en güzel geçmesi gereken gecenin tadı kaçmıştı bir defa…

Daha sonraları işinin yoğunluğundan unuttu o genci. Tâ ki, hem iş görüşmek hem de yorgunluğunu atmak için gittiği barda onunla tekrar onunla tekrar karşılaşıncaya dek. Bara girdikten kısa bir süre sonra yine gözlendiğini, hem de aynı gözler tarafından izlendiğini hissetti.

Aynı gencin aynı beyaz elbiseler içinde barın uzak bir köşesinde oturduğunu gördü. Yalnızdı. Masasında da yine hiçbir şey yoktu. Ayak ayak üstüne atmış, sadece kendisine bakıyordu. İçindeki soğuk ürperti yerini birden korkuya bıraktı. Bu bir tesadüf olamazdı. Ne istiyordu bu adam kendisinden? Niye takip ediyordu onu? Arkadaşlarından özür dileyip, başının ağrıdığını söyleyerek hemen bardan ayrıldı ve eve gitti.

Daha sonraki günler ve aylar tam bir kâbusa dönüştü. O gençle sık sık karşılaşmaya başlamıştı çünkü. Hiç ummadığı yerde; bir partide, sinemada, yolda, gittiği spor salonunda onun bakışlarını üzerinde buluyordu. Karşı konulmaz bir gücü içinde saklayan bakışlardı bunlar. Sanki ruhunu deliyorlar, benliğini kavrıyorlardı. Onlar karşısında kendisini bir çocuk gibi güçsüz ve aciz hissediyordu. İşin kötüsü, evinde, bürosunda, kilitli kapılar ardında bile aynı izlenme ve gözlenme duygusu peşini bırakmıyordu.

Şüpheler, ihtimaller köşe kapmaca oynuyordu artık beyninde. Bu işin içinde, çelme taktığı rakiplerinden birisi olmalıydı. Öyle ya, kendisini çekemiyorlardı ve belli ki niyetleri onu saf dışı bırakmaktı. Bunun için önce korkutmak ve belki de sonra onu ortadan kaldırmak istiyorlardı.

Hayatını böyle sürdüremeyeceğine göre bir şeyler yapması gerekliydi. Polisin bu işte çok yavaş ve etkisiz kalacağını düşünerek özel bir dedektife gitti ve gencin tarifini verdi. Onu takip etmesini, hakkında bilgi toplamamasını, bu işin ardında neyin yattığını öğrenmesini istedi. Ardından, hem evinin, hem de işyerinin güvenlik sistemlerini arttırdı ve son model teknolojilerle donattı. Büyük bir bahçenin içindeki evini korumaları için görevliler işe aldı. Bahçe duvarlarına güçlü aydınlatma ve alârm aletleri yerleştirildi.

İşyerinde, özel elektronik kartı olmadan artık kimse bir kattan diğerine geçemeyecekti; dışarıdan birisinin kapıdaki korumaları, özel sistemli kapıları aşıp kendi odasına ulaşması neredeyse imkânsızdı. Bununla da kalmayıp, kendisini adım adım takip eden son derece uzman korumalar görevlendirdi. En küçük bir tehlikeye karşı kendisini savunmak için hep tetikte olacaklardı.

Birkaç haftalık çalışmadan sonra kendisini ziyarete gelen dedektif, tam bir yılgınlık içindeydi. Bahsettiği genç hakkında, en küçük bir bilgi kırıntısı bile edinememişti. Dedektif, lâf arasında, öyle birisinin var olduğundan şüpheli olduğunu dahi ima etti. Ama o etrafındaki koruma duvarını sürdürmeye kararlıydı. Birilerinin kendisini öldürtmek istediğinden yavaş yavaş emin olmaya başlamıştı. Hele de o geceden sonra…

Yoğun bir çalışma temposuyla geç vakitlere kadar çalışmıştı. Kendi arabası önde, korumalarının arabası arkada, eve doğru giderken birden karşı yönden bir arabanın hızla üzerine geldiğini gördü. Ne kadar çaba harcadıysa da çarpışmayı önleyemedi. Arabası büyük bir gürültüyle birkaç takla atarak savruldu. Kendisinden geçmişti. Birkaç saniye sonra göğsünde müthiş bir acıyla uyanır gibi oldu. Hâlâ arabasının içindeydi. Gözlerini araladığında aynı genci, yolun hemen kenarında, karanlıklar içinden kendisine doğru bakarken gördü. Tekrar bayıldı.

Gözlerini açtığında bu defa hastanedeydi. Ailesi, dostları etrafındaydı. Kazayı, birkaç kaburga kırığı ile atlatmıştı. Polis, kazaya karşı yönden gelen arabanın freninin boşalmasının neden olduğunu bildiriyordu. Tanınmış bir işadamı olduğundan her şeyi dikkatle incelemişler, olağanüstü bir şeye rastlamamışlardı.

Ama hiç de öyle düşünmüyordu. Kaza sırasında o gencin orada olması, olayın bir suikast olduğunun deliliydi. Polise gençten sözettiyse de, polis kayıtlarında öyle bir kişinin bahsi geçmiyordu.

Birkaç hafta içinde iyileşip, hasta yatağında cep telefonu ve küçük bilgisayarla yönettiği işinin başına bilfiil tekrar geçti. Bedeni iyileşmişti, ama ruhu ölüm korkusunun altında ezildikçe eziliyordu. En küçük gürültüden korkmaya, tanımadığı insanlarla görüşmemeye başladı. Eşi, onu artık tanımadığını, bu kadar genç olduğu halde ölümü saplantı haline getirmesinin yersiz olduğunu söylüyordu. Olur olmaz yerde, beyaz elbiseli bir genç gördüğünü, onun kendisini takip ettiğini ve dahası öldürmek istediğini söylemesi ise, ortaklarını hayli rahatsız ediyordu.

Ondan başka kimsenin görmediği bu gençten bahsedip durmasını, sinirlerinin bozulmasına bağlıyorlardı. Ama o çok kesin konuşuyordu:

“Var ve beni takip ediyor, gözlüyor. Görün bakın, ölümüm onun elinden olacak.”

Ve bir gün neredeyse öyle olacaktı. Bahçeden gelen bir sesi merak edip perdeyi açtığında, pencerenin diğer tarafında yine onunla ve kılıç gibi keskin bakışlarıyla karşılaştı. Neye uğradığını şaşırdı. Bocaladı. Birden sırtına bir ağrı saplandı. Olduğu yere yığılıverdi. Onu yerde gören eşi hemen görevlileri çağırdı ve onu derhal hastaneye kaldırdılar.

Doktorların söylediğine göre kalp krizi geçirmişti. Kendisine geldiğinde pencerenin önünde gencin nasıl durup kendisine ölecekmiş gibi baktığından söz etti. Ancak, bütün bahçeyi her saniye kontrol ettiklerini söyleyen koruma görevlilerine kalırsa, birisinin duvardaki alârm sistemini aşıp bahçeye girmiş olması, hele hele sürekli gözetim altında olan evin ön penceresine yaklaşması mümkün değildi. O ise bu açıklamalara son derece sinirlendi. Görevlerini iyi yapmadıkları gerekçesiyle bu korumaları kovup, yerlerine daha pahalı ve daha yeteneklilerini aldı.

Ölüm korkusu artık her dem zihnindeydi. Beyazlı gencin kendisini öldürmeye çalıştığından emindi, ama nedenini bilmiyordu. Bu işin arkasında kimin ya da kimlerin olduğunu da hâlâ çözememişti.

Bilmediği bir şey daha vardı. Eline o kadar fırsat geçtiği halde, o genç neden canını almamıştı. Neyi bekliyordu? Herhalde, asıl patronu kimse, ondan kesin öldürme emrini almamıştı.

“Bu işi acaba mafyaya mı havale etsem?” diyerek araya koyduğu habercilerle gizli örgütlerden yardım istedi.

“Başımız gözümüz üstüne. Bu işi olmuş bilsin” şeklindeydi cevap. “kimse o parlak çocuk,   öldü saysın.”

Ne var ki, kendisi için ölümün simgesi haline gelen beyaz elbiselinin ölüm haberi kendisine asla ulaşmadı. Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Bütün bu günler ve aylar, aynı endişe ve korkuyla doluydu:

“Bu genç yaşımda ölmek, yok olmak istemiyorum. Ölüme henüz hazır değilim. Dünyada yapmak istediğim bu kadar çok şey varken, toprak altında çürümek istemiyorum.”

Ne var ki, içinde garip bir his, aylardır kendisine görünmeyen o gençle tekrar karşılaşacağını söylüyordu.

Yılın son günüydü. Dışarıda kar yağarken, o, bürosunda, şirketin yıllık hesaplarını gözden geçiriyordu. O yıl kadar çok badirelere ve piyasadaki sıkıntılara rağmen, oldukça iyi kâr etmiş görünüyorlardı.

Bir ara elindeki raporları masaya bırakıp arkasına yaslandı ve kendisini düşündü.

“Ya dedikleri gibi ölümden sonra hesaba çekilme varsa?” dedi kendi kendine. “Benim kâr-zarar hesabım orada nasıl çıkardı acaba?”

Ama daha fazla devam edemedi bu düşüncelere ve hemen şirket hesaplarına daldı yeniden. Başını kaldırdığında, bürosunu çevreleyen cam duvarın önünde bekleyen iki silahlı görevlinin sırtını gördü. Kendisini biraz daha rahat hissetti. Dışarıda telefon görüşmeleri yapıyordu çalışanları. Rakamlar, pazarlıklar, iltifatlaşmalar yansıyordu kulaklarına. İnsanlar oradan oraya koşuşturuyor, işleri yetiştirmeye çalışıyordu. Her şey normal seyrinde gidiyordu. Raporları akşamdan önce bitirmek için hesaplara tekrar daldı.

Birkaç dakika sonra, o tanıdık duygu sardı bütün benliğini. Titredi.

Başını kaldırdığında, masanın önünde dikilen onu gördü. Bu defa, hiç olmadığı kadar yakından bakıyordu kendisine. Boyunun bu denli uzun olduğunu yeni fark ediyordu. Dışarıdaki görevlilerin sırtı hâlâ kapıya dönüktü. Bağırmak istedi, ama yapamadı. Korktuğundan kalkıp kaçmak istedi. Yapabildiği tek şey, arkasındaki duvara yaslanmak oldu.

Dizlerinin bağı çözülmüştü:

“Sen, sen” diyebildi. “buraya nasıl girebildin?”

Genç hiçbir şey söylemeden kendisine doğru birkaç adım attı.

O kadar yaklaştı ki, nefesini üzerinde hissedebiliyordu. Dayanamadı.

Sırtı duvara yapışık halde, yere doğru kaymaya başladı. Dizleri onu taşımıyorlardı artık.

“Lütfen, lütfen!” dedi kısık ve cılız bir sesle. “Ne istersen vereyim sana. Yeter ki, öldürme beni.”

Genç başını iki yana doğru salladı.

Sırtına yine aynı ağrı saplandı. Nefessiz kaldı. Tam boş bir çuval gibi yere yığılacakken gencin kendisini kucaklayarak düşmekten kurtardığını hissetti. Şimdi, en çok korktuğu kişinin kolları arasındaydı. Onun sözleri sisler arsından kulaklarında yankılanıyordu:

“Benden neden kaçtın? Her yerde etrafında gezip, bana, senden ne istediğimi sormanı bekledim. Önce senin sorman gerekiyordu. Emir böyleydi. Sorsaydın, seni değil, senin için ölümü öldürebileceğimi anlayacaktın. Görevim seni öldürmek değil, sana en çok istediğin sonsuz hayatı sunmaktı.”

O ise, son cümleyi ya duydu, ya da duymadı.

Cam büro duvarlarının önünden geçen bir çalışan, onu yere yığılmış halde görünce herkes içeriye koşuştu. İş merkezinin doktoru çağrıldı hemen. Doktor kısa sürede geldi, ama artık çok geçti…  

(Kaynak: Murat Çiftkaya, Düşünen öyküler, Timaş Yayınları, İstanbul, 2003)

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/11/2007 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/11/2007 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/11/2007 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/11/2007 -

>>>>> >> Allah esegi yaratti ve ona dedi ki :
>>>>> >> "Sen bir eseksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan, yakinmadan
>>>>> >> çalisacaksin ve agir yükleri sirtinda tasiyacaksin.
>>>>> >> Ot yiyeceksin, az akilli olacaksin ve 50 sene yasayacaksin."

>>>>> >> Esek cevap verdi:
>>>>> >> "50 sene böyle bir hayat için çok fazla, lütfen bana 30 yildan
>>>>> >> fazla verme!"
>>>>> >> Ve böyle oldu.

>>>>> >> Sonra Allah köpegi yaratti ve ona dedi ki:
>>>>> >> "Sen bir köpeksin. insanlarin mallarini koruyacaksin, onlarin en
>>>>> >> yakin dostu olacaksin.
>>>>> >> Insanlardan geriye kalan artiklari yiyeceksin ve 25 yil
>>>>> >> yasayacaksin."

>>>>> >> Köpek cevap verdi:
>>>>> >> "Allahim, 25 yil böyle yasamak için çok fazla. Bana 10 yil ver
>>>>> >> yeter."
>>>>> >> Ve böyle oldu.

>>>>> >> Daha sonra Allah maymunu yaratti ve dedi ki:
>>>>> >> "Sen bir maymunsun. Agaçtan agaca salinacak ve bir aptal gibi
>>>>> >> davranacaksin.
>>>>> >> Insanlari eglendireceksin ve 20 yil yasayacaksin."

>>>>> >> Maymun cevap verdi:
>>>>> >> "20 sene dünyanin palyaçosu olarak yasamak çok fazla. Bana 10
>>>>> >> seneden fazla verme.
>>>>> >> Ve böyle oldu.

>>>>> >> En sonunda Allah erkegi yaratti ve ona dedi ki:
>>>>> >> "Sen bir erkeksin. Dünyada yasayacak tek rasyonel düsünen canli
>>>>> >> olacaksin.
>>>>> >>
>>>>> >> Diger yaratilmislara zekani kullanarak hükmedeceksin. Dünyayi
>>>>> >> yöneteceksin ve 20 yil yasayacaksin."

>>>>> >> Erkek cevap verdi:
>>>>> >> "Allahim erkek olmak için 20 yil yetmez. Lütfen bana esekten artan
>>>>> >> 20 yili, köpekten artan 15 yili ve maymundan artan 10 yili ver."
>>>>> >> Allah bunu kabul etti ve ERKEK; 20 yil erkek olarak yasadi, sonra
>>>>> >> evlendi. 20 sene esek olarak sabahtan aksama kadar çalisti ve agIr
>>>>> >> yükler tasidi. Sonra çocuklari oldu ve 15 yil köpek gibi yasadi,
>>>>> >> evi korudu, aileden artanlari yedi.
>>>>> >> Sonra ilerleyen yaslarinda 10 yil maymun olarak yasadi, aptal gibi
>>>>> >> davrandi ve torunlarini eglendirdi.
>>>>> >> Bugüne kadar da böyle geldi!...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/11/2007 -

1.Seni görünce gözlerim dolar kulaklarım mark,burnum döviz bürosu.

2.Bazı parazitler bağırsakta yaşar, bağırmasak da.

3.Temel ile Dursun inşaatta kazı yapıyorlarmış,kaz ölmüş.

4.Nefes alamıyorum,atmosferi açın.

5.Bizi çekemediler,halat koptu.

6.Tüp bebekte sorun var hep gaz kaçırıyor.

7.Fakirlik kader değildir, sadece kalıtsaldır.

8.Bilmemek ayıp değil, Yeter ki çaktırma...

9.Kurtlardan teklif geldi. Sürüden ayrılıyorum.

10.Dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı.

11.Ölürsem kabrime gelme... sıkışırız.

12.Ey yükselen nesil ! Aşağı in lan.

13.Hızlı yaşa genç öl. Cesedin yakışıklı olsun.

14.Herkes iyiliğimizi istiyor ama vermiyeceğiz işte!

15.Yazılıdan sıfır aldım ama önemli olan katılmaktı.

16.Bakarsan bağ olur, bakmazsan göremezsin.

17.Benim için hayatta 8 önemli sey vardır: Pamuk prenses ve yedi cüceler.

18.Ruhunuzu satmayın! Kiralayın.

19.Kızda bir fizik var abi! Einstein yanında halt etmiş...

20.Ben ettim sen etme ! Bırak tuvalet temiz kalsın.

21.Kafanı çevirip durma, aklından geçenleri okuyamıyorum.

22.Dış görünüşe önem vermem, röntgen filmi çektirip gelin.

23.Dereceye girmek için çok çalıştı, Ama hasta oldu derece ona girdi...

24.Deli gibi sevdim,manyak gibi evlendim.

25.Merak etme, kısırlık kalıtsal değildir: oğluna geçmez...

26.Kendimi öldürüp intihar süsü verecem.

27.Eskiden kibirliydim; artık kusursuzum...

28.Size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapın. Çok zevkli oluyor...

29.İnsanların seni ezmesine izin verme;Ehliyet al, sen onları ez...

30.Ölüm korkusu sürekli değil mezarda biten geçici bir duygu.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

merhaba arkadaşlar ben betül.13 yaşındayım ve orta 2.ye geçtim.Blog yapmayı ilk önce angelgisem ve sihirlimelekten gördüm ve bende bir blog kurmayı düşündüm aklıma çok güzel fikirler geliyor ama hepsini yapabilir miyim bilmiyorum.Size beğendirdiysem ne mutlu bana.güle güle hoşçakalın.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

superkodlar
miyusaveflora
bilgek
floravelaylawinx
winxulkesi
4cadikiz
pembeulke
morpamukkk
yildizkizserra
cerencemre
salihadankodlar
talyadankodlar
giflerulkesi
sihirlimelek
superseylervar
cemlekiz
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa